esselamün aleyküm
Kardeşlerim ne kadar gereklidir bilmem ama zikirle ilgili hadisi şerifleri sizlerle paylaşmak istedim. Resulullah s.a.v.'ın elbette bir çok sözü vardır. sizlerde başka hadis-i şerifler varsa paylaşalım inş.Hakkınızı helal edin.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM
Zikirle İlgili Bazı Hadis-i Şerifler
Hadis No : 1441Hadis Metni:
Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e hitâben:
- Yâ Resûlallah! İslâmiyet'in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle, dedi. O da:
- "Dilin hep Allah'ı zikretsin!" buyurdu.
Kaynak: Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53
Hadis No : 1444Hadis Metni:
Ebü'd-Derdâ radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına:
- "Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi? diye sordu. Onlar da:
- Evet, söyle dediler. Resûl-i Ekrem de:
- "Allah Teâlâ'yı zikretmektir" buyurdu.
Kaynak: Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Allah’ı zikreden ile etmeyenin misâli, diri ile ölünün misâli gibidir.”
Yani, zikreden nurla hayat bulur. Allah’ı anmayan ise ölüden farksızdır
Buhâri, Bkz. Fethu’l-Bârî (11/203); Müslim, “İçerisinde Allah’ın zikredildiği ev ile içerisinde Allah'ın zikredilmediği evin benzeri, ölü ile diri gibidir." lafzıyla rivayet eder (1/539).
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en iyi ve yücesini, derecenizi yükselteni, altın ve para infâk etmekten üstün, düşmanınızla mücâhede ve savaştan daha iyi olanını haber vereyim mi?”
Sahâbîler:
“Evet, ya Resûlallah” dediler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de:
“Allahu Teâlâ’yı ibâdet ve taatla zikretmektir.” buyurdular
Tirmizi, (5/459), İbn Mâce (2/1245). Bkz. Sahih-i İbn Mâce (2/326); Sahih-i Tirmizi (3/139).
Efendimiz (s.a.v.), Allahu Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu şu Kudsî Hadiste bize bildiriyor:
“Kulum beni nasıl tanırsa ben onu öyle tanır, muamele ederim. Beni andığı sürece onunla beraberim, yanındayım. O beni gönlünde zikrettikçe ben de onu öyle zikrederim. Bir cemâatte anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemâatte anarım. Bana bir karış yaklaşırsa, ona bir arşın yaklaşırım. Bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelene de koşarak giderim.”
Buhâri, (8/171), Müslim (4/2061), Lafızlar Buhâri
“Abdullah İbn Busr'den (r.a.) rivâyet ediliyor:
Bir adam Resûlullah (s.a.v.) Efendimize dedi ki:
“İslâm’ın emir ve kuralları çoktur. Hepsini yapamıyorum. Bana hafif ve kolay bir şey öğretin ki, ona yapışayım ve rahatlayayım.” Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurdu:
“O halde Allah'ı bol bol an ki, dilin O’nun zikri ile nemli kalsın.” Başka bir tâbirle, “Dilin kururcasına onu an.”
Tirmizi, (5/458), İbn Mâce (2/1246); Bkz. Sahih-i Tirmizi (3/139), Sahih-i İbn Mâce, (2/317).
Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bulunduğu yerden Allah'ı zikretmeden kalkan, yani oturduğu yerde Rabbini anmayan pişman olur, zarar görür. Yatağına uzanan kimse, Allah'ı hatırlamadan yatarsa yine zararlı sayılır.”
Ebu Davud (4/264) ve diğerleri. Bkz. Sahihu’l-Câmi (5/342).
Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bulundukları toplantıda Allah'ı anmayan, O’ndan bahsetmeyen, yani zikredip, Peygamberi’ne salât ve selâm okumayanlar hüsrandadır. Kusur etmiş sayılırlar. Allah, dilerse bunları affeder ve dilerse azap eder.”
Ebu Davud (4/264) ve diğerleri. Bkz. Sahihu’l-Câmi (5/342)
Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ı zikretmedikleri bir toplantıdan kalkanlar, eşeğin leşine benzer bir şeyin etrafında toplanıp kalkmış gibidirler (sevap kazanamazlar). Bunun için de pişman olurlar.”
Ebu Davud, (4/264), Ahmed (2/389). Bkz. Sahihu’l-Cami (5/176).
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda infak üzerine yedi yüz misli katlanır."
Hadis No: 5823
Tanım: Resulullah (sa) buyurdular ki: "Rabbim bana dokuz şey emretti: Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkma(mı), Öfke ve rıza halinde de adaletli söz (söylememi), Fakirlikte de zenginlikte de iktisad (yapmamı), Benden kopana da sıla-ı rahm yapmamı, Beni mahrum edene de vermemi, Bana zulmedeni affetmemi, Susma halimin tefekkür olmasını, Konuşma halimin zikir olmasını, Bakışımın da ibret olmasını, Ma'rufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi." [Rezin tahriç etmiştir.]
Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayetinde Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah Teala'nın yeryüzünde seyahat eden bir takım fazla melekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçinde Allah'ın zikredildiği bir meclis bulduklarında onlarla beraber otururlar ve birbirlerini kanatları ile kuşatırlar. Ta ki onlarla sema arasındaki mesafeyi doldururlar. Cemaat dağıldığında, yükselip semaya çıktıkları zaman Aziz ve Celil olan ALLAH c.c. onları pek iyi bildiği halde meleklere:
"Sizler nereden geldiniz?" diye sorar.
Melekler: Biz yeryüzünde senin bir takım kullarının yanından geldik ki onlar seni tesbih ediyorlar, seni tekbir ediyorlar, tehlilde bulunuyorlar, sana hamd ediyorlar ve senden istiyorlar derler.
ALLAH cc. da: Benden ne istiyorlar? buyurur.
Melekler: Senden Cennetini istiyorlar derler.
ALLAH cc.: Onlar benim Cennetimi görmüşler mi? buyurur.
Melekler: Hayır, Rabbimiz!
ALLAH cc.: Eğer onlar Cennetimi görmüş olsalardı nasıl olurdu? buyurur.
Melekler: Senden eman dilerler, derler.
ALLAH cc.: Benden niçin eman diliyorlar? diye sorar.
Melekler: Senin Cehenneminden Ya Rabbi! diye cevap verirler.
ALLAH cc.:Onlar benim Cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır, cevabını verirler.
ALLAH cc.:Acaba Cehennemimi görmüş olsalar ne yaparlar? der.
Melekler: Senin mağfiretini talep etmektedir derler. Bunun üzerine
ALLAH cc.: Ben onlara mağfiret eyledim. Onlara bütün istediklerini ihsan ettim ve eman istedikleri şeyden de kendilerine eman verdim buyurur.
Melekler: Ya Rabbi! O zikredenlerin içinde günahı çok olan filan kimse de vardı. Sadece oradan geçiyordu da onlarla beraber oturuvermiştir derler.
ALLAH cc.: Ben onu da mağfiret ettim. O cemaat öyle kemal sahibi kimselerdir ki onlarla beraber oturan kimseler şaki olamaz! buyurur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 4854
Hz. Peygamberle beraber bir evde idik. Bize sordu:
"İçinizde garib; yani ehl-i kitaptan bir kimse var mı?"
Biz: "Hayır" dedik. Sonra kapıyı kapatmamızı emretti ve şöyle dedi.
"Ellerinizi kaldırın ve Lâ ilahe illallah deyin." Ellerimizi kaldırdık ve la ilahe illallah dedik. Sonra Hz. Peygamber:
"Allah'a hamdolsun. Ya Rabbi, sen beni bu kelime ile gönderdin, bana bunu emrettin ve onda bana cenneti vaad ettin. Sen vaadinden dönmezsin." dedi. Sonra da şöyle buyurdu:
"Sevinmez misiniz, Allah sizin hepinizi afvetti" (Müsned, IV, 124) Bu hadiste geçtiği gibi insanların tevhid kelimesi veya başka ilahî isimlerle zikretmek üzere bir araya gelmeleri sünnetteki uygulamaya uygundur. Allah Raslü'nün "İçinizde yabancı (garib) var mı?" buyurarak aralarında yapacakları işi yadırgayacak bir kimsenin bulunup bulunmadığını kontrol etmesi, Hatm-i hacegana ehl-i tarik olmayan yabancıların alınmamasının dayanağıdır. Toplu zikrin asr-ı saadetteki bir başka örneği Ebû Saîd el-Hudrî'den gelen bir rivayette anlatılmaktadır. Bu rivayete göre Allah Rasûlü birgün halka teşkil etmiş bulunan bir sahabe topluluğunun yanına vardı. Onlara niçin böyle oturduklarını sordu. Onlar da: "Kendilerine başta İslam olmak üzere pekçok nimetler veren Allah'ı zikretmek için bir araya geldiklerini" anlattılar. Peygamberimiz tekrar: "Siz gerçekten sadece Allah' ı zikretmek için mi toplandınız?" diye ısrarla sorunca sahabîler: "Vallahi sadece bu maksadla bir araya geldik." diye yemin ettiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Israrla sormam sizi itham ettiğim için değildi. Cebrail bana: "Allah'ın sizlerle meleklerine karşı iftihar ettiğini haber verince ben de sizin tam olarak ne ile meşgul olduğunuzu anlamak istedim." buyurdu
(bk. Müslim, Zikir, hadis: 2701)