Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Merhamet İnkılabına bir örnek: hz Ömer (r.a)  (Okunma Sayısı 249 defa)
kocareis
Hadim
Sadık
****

Rep: +4/-3
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1747


allah'ı anmaktan başka bir kazanç istemem.


« : Ocak 28, 2010, 06:10:20 ÖS »

Merhamet İnkılabına bir örnek: hz Ömer (r.a)
Cahiliye insanının zihninde Allah, neredeyse sadece “Yaratıcı”ya indirgenmişti; O’nun, yaratıklarının ve özellikle de insanın hayatına ya hiç karışmadığına ya da kısmen karıştığına inanılırdı. Her kabilenin, uygun bir adla tanınan mahalli bir tanrısı vardı. “İlah” dendiği zaman her kabile kendi tanrısını anlardı.3 Ancak, mahalli tanrılar seviyesinin üstünde belirsiz bir Allah fikri de vardı. Hz.ömer de böyle bir ilah tasavvuruna sahipti. Böylesine zihni/kalbi karışık olan, kafasında belli-belirsiz bir Allah fikri olan bir insan, birden Kur’ân’ın çok çarpıcı biçimde tarif ve tasvir ettiği Allah tasavvuru ile karşılaşıyor; insan hayatının bütün alanlarına ve kainatın tüm birimlerine, hiçbir boşluk bırakmadan karışan, müdahale eden, yönlendiren, yöneten, denetleyen ve de “hesap soracak olan” bir tek Allah!.. Zira, İzutsu’nun ifadesi ile, “Kur’ân düşünce sisteminde Allah, Yunan felsefesindeki Allah gibi kendi ihtişamı ve yeterliği içinde bulunan, insandan uzak duran ve insanın hareketlerine karışmayan bir varlık değil; aksine insanın işlerine çok karışan bir varlık”tır.4



Hz.ömer (r.a) İslâmiyet’i henüz kabul etmemişken, bir gün Rasûlüllah (s.)’ı rahatsız etmek ister. Rasûlüllah’ın (s.) yanı vardığında onu namaz kılarken görür. Arkasına yaklaşır ve kendisini sessizce dinlemeye başlar. Rasûlüllah (s.) o sırada Hakka sûresini okumaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in eşsiz üslûbu, icazı ve belağati Hz.ömer’i öylesine etkiler ki, kendi kendine şöyle der: “bu adam mutlaka bir şairdir.” Zaten kimi Kureyşliler de O’na “şair” demektedirler. Fakat tam bunu düşündüğü sırada Rasûlüllah’ın mübarek ağzından şu âyeti işitir:


“şüphesiz Kur’ân çok şerefli bir elçinin sözüdür. O bir şair sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz!”(69/40-41)


Bunun üzerine “o mutlaka bir kâhindir” diye düşünür. Tam o sırada Rasûlüllah(s.) şu ayetleri okur:


“(O) bir kâhin sözü değildir. Ne az düşünüyorsunuz! O, alemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmiştir.”(69/42-43)


Bu âyetler ömer’in kalbinde ilk kıvılcımı tutuşturur.5


Onu etkileyen ikinci olay ise; yakın akrabası Leylâ binti Ebi Hasme ile kocası Amir bin Rebi‘at-ül-‘Anzi’nin Habeşistan’a gitmeleridir. ömer: ‘Abdullah’ın annesi, gidiyor musun?’ dediğinde, ‘Evet, sizler bizi çok rahatsız ettiniz ve bize çok zulmettiniz. Biz artık Allah’ın topraklarından birine gideceğiz. Umarız orada bu zorluklardan kurtuluruz’ deyince, Hz. ömer sesi titreyerek: ‘Allah sizinle beraber olsun’ der.


Nihayet; “Dârü’n-Nedve”de toplanan Kureyş eşrafı Hz.Muhammed(s.)’i öldürmekten başka çıkar yol olmadığına karar verip bu işi ömer bin Hattâb üstlendi ama bu görev onun hidayetiyle sonuçlandı. Kılıcını kuşanıp evden çıktığında; yolda kendi kabilesinden olan gizli müslüman Hz. Nu‘aym bin Abdullah en-Nahhâm ile karşılaştı. Nuaym, “hayır ola, ne tarafa?” deyince; Hz.ömer “Kureyş arasında ikilik yaratan, hepimizi enayi yerine koyan, dinimizi ayıplayan ve mabûtlarımızı kötüleyen o sâbiî(dinsiz)’yi öldüreceğim.” dedi. Nu‘aym; “vallahi, nefsin seni aldatmıştır. Sen zannediyor musun ki, Muhammed(s.)’i öldürdükten sonra Abd-i Menâf seni sağ bırakacaktır? Sen önce kendi evine bak.” Hz. ömer, “hangi eve?” diye sordu. Nu’aym, eniştesinin ve kardeşi Fatıma’nın müslüman olduğunu söyledi.6


Hz.ömer(r.a) onların evine gittiğinde Tâhâ veya Hadîd sûresini okuyorlardı. (Biz bu iki rivayetten ikincisini; Hadîd sûresini tercih ettik. şah M. Ahmed Nedvî ve Said S. Ansarî’nin telif ettikleri Asr-ı Saadet isimli eserin anlatımıyla bundan sonrası şöyle gelişir7 Hz.Fâtıma Kur’an sayfalarını hemen sakladı. Fakat ömer okunanları duymuştu. Eniştesini tartaklarken kız kardeşi Fâtıma araya girince ona şiddetli bir tokat attı. Yüzü-gözü kan içinde kalan Hz.Fatıma (r.a) şöyle haykırdı:


“Ya ömer, ne yaparsan yap, biz müslümanlıktan ayrılmayız.”


Kız kardeşinin halinden ve sözlerinden çok etkilenip merhamete gelen ve gözleri dolan Hz.ömer’in (r.a) kalbinde yumuşama belirdi. Okudukları Kur’ân sayfalarını istedi. Ve ömer okumaya başladı:


“Sebbeha lillâhi mâ fi’s-semâvâti ve’l-ard...


“Göklerdeki ve yerdeki tüm varlıklar Allah’ı noksanlıklardan tenzih ederler. O üstün iradelidir ve her işi yerinde yapar.


Göklerin ve yerin egemenliği O’nun tekelindedir. Can verir ve öldürür. O’nun herşeye gücü yeter.


O hem ilktir hem sondur; hem açıktır hem gizlidir. O herşeyi bilir.


O gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş’ı istiva etti. O yeraltına giren ve oradan çıkan, gökten inen ve oraya yükselen herşeyi bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. O Allah yaptığınız her işi görür.


Göklerin ve yerin egemenliği O’nun tekelindedir. Her işin sonu Allah’a varır.


O geceyi gündüze, gündüzü de geceye dönüştürür. O kalplerin özünü bilir.” (Hadid 57/1-6)


Ayetlerin her kelimesi ömer’in(r.a) dimağında ve vicdanında müthiş sarsıntılar meydana getirir. Nihayet;


“Âminû billahi ve rasûlihî: Allah’a ve peygambere inanınız!..” (57/7) âyetini okuyunca, Hz.ömer (r.a) gayrı ihtiyari şöyle bağırır:


“Eşhedü en-lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden rasûlüllah!”


Bu âyetler, Hz.ömer’in zihnindeki Allah tasavvurunu temelden değiştirmeye yetmiştir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Bu Sayfa 1.569 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu