Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Aziyz Mahmûd Hüdâyî hazretleri  (Okunma Sayısı 152 defa)
TıLsıMuLSaHaRâ
Mürid
***

Rep: +10/-0
Mesaj Sayısı: 185



« : Şubat 03, 2010, 07:51:26 ÖS »



Hicrî 1541- yılında Koçhisar'da
 (Şereflikoçhisar) doğmuştur,
Babasının adı Fazlullah b. Mahmûd'dur.
Kendisinin de asıl adı Mahmûd'dur.
"Hüdâyî" ismi ve "Azîyz" sıfatı kendisine
sonradan verilmiştir,Cüneyd-i Bağdâdî
ve Peygamber Efendimiz'in soyundan
olup Seyyid'dir.

Aziyz Mahmûd Hüdâyî hazretleri
 Sivrihisar'da tahsil hayatına başlar..
 İlmini ilerletmek için İstanbul'a geldi.
Tefsir, hadis, fıkıh ve dönemin fen
ilimlerinde büyük âlim oldu.
İlmi ile ilgilenen hocası Nazırzâde
Râmâzan efendi Hüdâyî   hazredlerini,
yanına yardımcı aldı. Aziyz Mahmûd
Hüdâyî bir taraftan hocasına yardım
ederken, bir yandan da Halvetiyye
yolu ileri gelenlerinden Muslihid'diyn
efendinin sohbetlerine devam ederek,
tasavvuf yolunda ince bilgilerin sahibi oldu.
Bu arada hocası Ramazan Efendi, Edirne
Sultan Selim Medresesine atanınca,
Aziyz Mahmûd Hüdâyî de hocasıyla birlikte
Edirne'ye oradan da Mısır ve Şâm'a gittiler.
Aziyz Mahmûd Hüdâyî, Mısır'daki Halvetiyye
yolu büyüklerinden Kerimüddiyn hazretlerinden
ders alarak tasavvuf yolunda ilerledi.
  

 


İlm tahsili ve Üftâde Hazretlerine bağlanması

Hocası ile birlikte bursa'ya geldikleri yaşı  
otuzüç idi. Üç sene Ferhadiye Medresesinde
müderrislik yaptıktan sonra, 1576 yılında
hocası Nâsırzâde'nin vefatından
sonra  Bursa kadısı oldu.

Bu kadılığı döneminde gördüğü rüyâlar
ve aldığı mânevî işâretler üzerine "'gâm
ve belâ mesleği"
müderrislik ve
naiplikten istifa ederek, Bursa'da bulunduğu
sürece vâazlarına devam ettiği ve kendisine
hayran olduğu Üftâde Hazretleri'ne intisap etti.
Bağlandıktan üç yıl sonra birçok talebenin
ulaşamadığı mânevi mertebeye ulaştı.

Bağlanmaya götüren olay.

Aziyz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri Bursa'da
 bir kadıdır.. Herşey bir boşanma davasının
huzuruna gelmesiyle başlar,bu dava hazretin
hayatını tamamen değiştirecektir..
Kocasının  bir süredir ortadan kaybolduğunu
söyleyen bir kadın boşanmak üzre Kadı Hüdâyi
Hazretlerine başvurur..Kocası ise hâcc vazifesini
ifâ ettiğini söylemekte..,hatta Bursalı haccılara
hediyelik birkaç eşya emanet ettiğini iddiâ etmektedir…
oysaki bu kadar kısa bir sürede hacc gibi meşakkatli
ve uzun bir yoldan dönmek mümkün değildir…
Kadı kararını verir.Haccdan gelecek olan Bursalı
haccılar daha şehre girmeden önce toplanıp huzuruna
getirilecek ve sorgulanacaktır…
Denilen yapılır.Olay doğrudur.Gerçekten de adam
hacc yapmış ve arkadaşlarına hediyelikler emanet
etmiştir.Dava kapanır.Ancak bu kadı’nın içinde
ukde olarak kalır ve günlerce düşünmesine vesiyle olur…

Gidip O adamı bulur ve bu kerameti
gerçekleştirmek için kimden feyz aldığını
sorar..Adamın söyledikleri doğrultusunda
zamanın evliyâlarından Üftâde Hazretlerini
gider onun öğrencisi olmayı ister.
Şeyhi ondan, mal ve mülkten, mâkâm ve
mansıbtan tamamen uzaklaşıp nefsini
 ayaklar altına almasını ister.. O da bütün
servetini dağıttır, o gün için çok cazip olan
 mâkâmları terketti. Şeyhinin isteği üzerine
 bir sırıkla sırtına ciğer yüklenerek bir zamanlar
 kadılık yaptığı bursa sokaklarında kadı kıyafeti
içinde ciğer sattı,dergahın tuvaletlerini temizledi.
Kendini tamamen dünya nimetlerinden uzak
tutmayı başarıp,benliğini Allâh-u teâlâ'ya
adayan Hüdâyi Hz.leri en kısa zamanda Üftâde
Hz.lerinin en gözde öğrencisi oldu..

******
« Son Düzenleme: Şubat 03, 2010, 09:55:42 ÖS Gönderen: TıLsıMuLSaHaRâ » Kayıtlı

"Sanman ki felek devr ile şâmı seher eyler,
Her vâkıanın akıbetinden haber eyler".
***
"Ey harâbad ebsem ol, çek başına hırkayı
Zamân ahir zamândır, kimse bilmesin seni."
TıLsıMuLSaHaRâ
Mürid
***

Rep: +10/-0
Mesaj Sayısı: 185



« Yanıtla #1 : Şubat 03, 2010, 08:09:29 ÖS »

Dergâh hayatı ve sonrasındaki kerâmedleri

Dergâh hayatına başladığında hazred'e
 her sabah namazında uyanıp hocasının
abdest suyunu ısıtma görevi verilir.
Bir sabah kötü bir kabusla uyanan Hüdâyîi Hz.leri
hocasının suyunu ısıtmakta geç kaldığını fark eder
Su dolu ibriği göğsüne bastırıp hocasından özür diler…
Üftâde Hz. Israrla suyla abdest almak ister.
Suyun üzerinden dumanlar yükselmektedir.
O gün Üftâde Hz. "Bu su belli ki odunla ısınmamış..
Allah(c.c) aşkıyla ısınmış…sen artık oldun…
ayrılma zamanımız geldi"
der ve onu başka
bir yere öğrenci yetiştirmeye gönderir.
Kısa zaman sonra da Hak'k'ın rahmetine kavuşur…
 
Dönem padişahlarından II.Osman ülkedeki
bütün veliyleri  huzuruna çağırır ve elindeki
 iğne kutusunda ne olduğunu bilenin onun
danışmanı olacağını söyler.Bütün veliyyler orada
 olsa olsa iğne vardır padişahım derler.
Sıra Aziyz Mahmûd Hüdâyî Hazretlerine gelir.
 "Padişahım  kutuda ne olduğunu bilemem,
O kutuya iğne de sığabilir,bir küçük kertenkele de"der.
Kutuda gerçekten kertenkele vardır ve hayretler
 içinde kalan padişah onu danışmanı ilân eder.
Rüyalarını yorumlatmaya ferman gönderdiğinde bile
fermanın içindekiler dahi okunmadan cevabı yazılmıştır…

Üftâde Hz.lerinin bir duâsı vardır."Padişahlar
peşin sıra yürüsün"
diye.Onu ziyarete gelen
padişah Hüdâyî Hz.lerini atına bindirir ve peş
sıra yürür.Aziyz  Mahmûd Hüdâyî Hz. sırf hocasının
duâsını gerçekleştirmek adına bunu yaptığını söyler…

Bir defasında Sultan Ahmed, Hüdâyî
Hazretleri'ne hediye göndermiş, fakat o,
bu hediyeyi kabul etmemiştir.
Padişah aynı hediyeyi, Şeyh Abdülmecid
Sivasî Hazretleri'ne gönderip, Hüdâyî Hazretleri'nin
o hediyeyi kabul etmediğini söyleyince
Sivasî Hazretleri: "Padişahım! O Anka kuşudur,
leşe tenezzül etmez
" demiştir.
Daha sonra Hüdâîy Hazretleri ile karşılaştıkları
bir sırada. Padişah, Sivasî Hazretleri'nin bu
sözünü ona nakletmiş, ondan da şu cevabı almıştır:

"Hünkarım! Şeyh Abdülmecid bir deryâdır.
Deryâya bir damlâ pislik düşmekle pislenmez."
.

Hüdâyî Hazretleri'nden, kışın karlı havada
şeyhine bağdan üzüm getirmek, şeyhinin
abdest suyunu kâlbinin üzerinde zikrederek
 ısıtmak, hiçbir kayıkçının denize çıkamadığı
fırtınalı bir havada Sultanahmed'e vaâz için
gitmek üzere kayığa bindiğinde denizin sakinleşmesi,
padişahı yemek üzere olduğu zehirli bir av eti
konusunda uyarması, bazı maddeleri altına çevirmesi,
bir müridini kolundan tutup bir anda Kâbe'ye
göndermesi gibi birçok kerâmetleri nakledilir.


****
Hüdâyi İsmini Alış Sebebi


Birgün Üftâde Hazretleri, mürîdleri
ile berâber bir kır sohbetine çıkmıştı.
Emri üzerine bütün dervişler, kırın
en güzel yerlerini dolaşarak hocalarına
birer demet çiçek getirdiler.
Ancak Kadı Mahmûd Efendi'nin elinde
sapı kırılmış solgun bir çiçek vardı sadece.
Diğerlerinin neş'eyle elindekileri hocalarına
 takdîminden sonra Kadı Mahmûd, boynunu
bükerek bu kırık ve solmuş çiçeği Üftâde Hazretleri'ne
takdim etti. Üftâde Hazretleri, diğer mürîdânın
meraklı bakışları arasında sordu:

"-Evlâdım Mahmûd! Herkes demet
demet çiçek getirdikleri halde, sen niçin
sapı kırık solgun bir çiiçek getirdin?.."


Kadı Mahmûd, edeble başını
önüne indirerek cevap verdi:

"-Efendim! Size ne takdim etsem, azdır.!
Ancak hangi çiçeğe koparmak için elimi
 uzattıysam onu
"Allâh Allâh" diyerek
Rabbi'ni tesbîh ederbir halde buldum.
Gönlüm onların bu zikirlerine mânî olmaya
râzı olmadı. Çaresiz ben de elimdeki şu tesbîhine
devam edemeyen çiçeği getirmek
 zorunda kaldım!.."


Bu güzel ve mânâ dolu cevaba son
derece memnûn olan Üftâde Hazretleri'nin
dilinden o anda:

"-Hüdâyî, Hüdâyî. Evlâdım! Bundan
sonra ismin Hüdâyî olsun!.. Ey Hüdâyî !
 Bu kır gezisinden yalnız sen nasîblenmişsin.."

ifâdeleri döküldü

Böylece Kadı Mahmûd, Hüdâyî oldu.
Zîrâ o, artık kâinâttaki Esrâr-ı İlâhiyyeye
ve Kudred akışlarına âşinâ olmuştu.
Âdetâ kâinât, kendisine sırlarını açan
canlı bir kitâb hâline gelmiştir.-
[/i][/color]



Vefat hali...

Hüdâyî Hazretleri, orta boylu, seyrek sakallı
ve tatlı dilli bir zattı. üç defa hacc'a gitmiştir.
1628 yılında vefat etmiş, zâviyesinde kendi
yaptırdığı türbesine defnedilmiştir.

Nasıl diyor Yu'nusu'm:

"Sordum sarı çiçeğe
Annen baban var mıdır?
Dedi çiçek, 'Derviş Yu'nus
Annem babam topraktır.

Hakk Lâ ilâhe illallâh Allah(c.c),
Lâ ilâhe illallâh Hû"

Allâh O'nlardan razı olsun.

Â'miyn, Â'miyn, Â'miyn


Hazredin eserleri

1) Nefais-ul Mecâlis, 2) Tecelliyâd,
3) Divân-ı İlâhiyyad, 4) Vakıâd,
5) Tezakir-i Hüdâyî, 6) Ahvâl-ün Nebiyyil
 Muhtar A'leyhi Salevatullâh-il Melik-il Cebbâr,
7) Haşiye-i Kuhistani fi Şerh-i Fıkh-ı Gidani,
8 ) Tarikat-ı Muhammediyye, 9) Mensur Mevlid-i Nebi.

***

Kaynak: Muhtelif yazılardan derlememdir.

(*) Doğumu bazı kaynaklara göre '41
bazı kaynaklara göre '43'dür.

 

« Son Düzenleme: Şubat 03, 2010, 08:30:20 ÖS Gönderen: TıLsıMuLSaHaRâ » Kayıtlı

"Sanman ki felek devr ile şâmı seher eyler,
Her vâkıanın akıbetinden haber eyler".
***
"Ey harâbad ebsem ol, çek başına hırkayı
Zamân ahir zamândır, kimse bilmesin seni."
TıLsıMuLSaHaRâ
Mürid
***

Rep: +10/-0
Mesaj Sayısı: 185



« Yanıtla #2 : Şubat 04, 2010, 12:21:18 ÖÖ »

Selâmlar;

Allah(c.c) sizden de razı ve hoşnut olsun.
İnşâAllah(c.c) yolculuğunuz hayırlı olur..
Hakkım yoktur amâ, helâl olsun.
Tez vakit de dönmeniz niyâzi ile...

Bâki Selâm
Kayıtlı

"Sanman ki felek devr ile şâmı seher eyler,
Her vâkıanın akıbetinden haber eyler".
***
"Ey harâbad ebsem ol, çek başına hırkayı
Zamân ahir zamândır, kimse bilmesin seni."
kocareis
Hadim
Sadık
****

Rep: +4/-3
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1747


allah'ı anmaktan başka bir kazanç istemem.


« Yanıtla #3 : Şubat 05, 2010, 11:42:20 ÖÖ »

allah razı olsun ellerine sağlık .
Kayıtlı
TıLsıMuLSaHaRâ
Mürid
***

Rep: +10/-0
Mesaj Sayısı: 185



« Yanıtla #4 : Şubat 07, 2010, 03:45:52 ÖÖ »

Selâmlar;

Allah(c.c) sizden de razı ve hoşnut olsun.
Kocareis

Bâki Selâm
Kayıtlı

"Sanman ki felek devr ile şâmı seher eyler,
Her vâkıanın akıbetinden haber eyler".
***
"Ey harâbad ebsem ol, çek başına hırkayı
Zamân ahir zamândır, kimse bilmesin seni."
qatip
Mübtedi
*

Rep: +0/-0
Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #5 : Şubat 07, 2010, 09:13:27 ÖS »

Emeğine ve yüreğine sağlık...
Baki selamlar....
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Bu Sayfa 0.085 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu